Belediyemiz Tarafından Kurulması Planlanan maden Ocağı

İlçemiz Akçalıuşağı Mahallesi, M36-d1 pafta, 137 Ada ve 12 Parsel adresinde Belediyemiz tarafından kurulması planlanan “I(a) Grubu Maden (Stabilize) Ocağı” projesine Adana Valiliği tarafından ÇED Yönetmeliğinin 17.maddesi gereğince verilen...

Devamı...

Görevde Yükselme sınav sonucu

TUTANAK      Mahalli İdareler Personelinin Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği kapsamında eğitime alınarak sınava katılan ve yazılı sınavda başarılı olan personelin müracaatları çerçevesinde sözlü sınavı...

Devamı...

Mahalli idareler personelinin görevde yükselme sınavına giren personellerimizin sınav sonuçları açıklandı. TUTANAK      Mahalli İdareler Personelinin Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği kapsamında eğitime alınarak...

Devamı...

DUYURU

2015 Yılında ilçemizde bulunan Asansörlerin Yıllık Periyodik Kontrollerinin yapılması hususunda Muayene Kuruluşlarının fiyat teklifleri değerlendirilmiş olup Makina Mühendisleri odasıyla tekrar sözleşme yapılmıştır.

Devamı...

ÖRF-ADET-GELENEK VE GÖRENEKLER

Her toplumun kendine özgü geçmişten günümüze taşıdığı örf-adet-gelenek ve görenekleri vardır. Kozan ve çevresinde de çeşitli konularda geleneksel bir takım uygulamalar devam etmektedir.


DOĞUMLA İLGİLİ İNANIŞLAR

Kozan ve çevresinde doğumla ilgili bazı inançlar mevcuttur. Bu inanışlar Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi, yörede de zamana ve mekana göre bazı değişmelere ve gelişmelere uğramıştır. Ayrıca, bir kısım inanışlar da unutulmuştur.
Kozan ve köylerinde hamile kadınlara "gebe, hamile, iki canlı, yüklü ve bebekli" denmektedir.
Yurdumuzun hemen her yöresinde olduğu gibi Kozan ve çevresinde de yeni doğum yapan kadında "al basması" olayı görüleceğinden korkulur. Yeni doğum yapmış kadın kırk günü doldurmadıkça onun mezarının açık olduğu, cinlerin ona tesir edebileceği inancı mevcuttur. Bu sebepten dolayı, doğum yapan kadın kırk gün evden çıkarılmaz. Yanında bir bakıcı bulunur. Dışarı çıktığı taktirde al basması olacağından korkulur.
Kozan'da geçmişte doğumlar, tecrübeli kadınlara ve köy ebelerine yaptırılıyordu. Fakat günümüzde kadınlar doğumlarını hastane ve en yakın sağlık ocaklarında yapmaktadırlar.
Al basması olayının yeni doğum yapmış kadında görüleceğine inanıldığı gibi, aynı şekilde, yeni doğan çocuğa da musallat olabileceğine inanılır. Mecburi olarak kırkı dolmadan dışarıya çıkarılıyorsa çocuğun koynuna yumurta, ekmek, bıçak vs. koyarlar.
Hamileliğin belirtisi olan aşerme olayı, ilçe ve köylerinde de gözlenmektedir. Aşeren kadının canı istediği şeyi yemez ise, çocuğun zayıf veya eksik doğabileceğine inanılır. Bu yüzden aşeren kadının istediği yerine getirilmeye çalışılır.
Yeni doğan çocuğun, bir kaç gün sonra düşen göbek bağı götürülüp bir okulun bahçesine gömülür. Çünkü, bu sayede çocuğun okuyup büyük bir insan olacağına inanılır. Bu inanç yörede hala devam etmektedir.
Sakat doğan çocukla ilgili olarak yöre ve çevresinde çeşitli inançlar vardır. Kozan çevresinde sakat doğan çocuğun iyileşmesi için büyük velilerin türbeleri ziyaret edilir. Onlar vasıtasıyla Allah'a dua edilir. Çocuğun iyileşmesi için koyun, keçi vs. kurban edilir veya daha başka adaklarda bulunulur. Çocuk iyileştiği zaman bu adaklar yerine getirilir. Bundan ayrı olarak hocaya götürülür, okutulur ve muska yazılır.
Yeni doğan bebeğe "Maşallah" denir ve sağ kulağına ezan okunur, sol kulağına ise kamet getirilir. Yakınları bebeğe elbise, mama, takım gibi hediyeler getirirler. İlk doğumda bebeğin yatak takımını çocuğun ninesi hazırlar. Doğum yapan kadınların yakınları, doğum yapan kadına loğusa ziyaretlerinde bulunurlar. Bu ziyaretlerde "kaynar" içilir. Kaynar; şeker, baharat, tarçın ve cevizden yapılarak çay gibi içilir.
Çocuğun ilk çıkan dişini görene hediye alınır. İlk dişini çıkaran çocuk için "hedik" kaynatılır. Hedik; Kozan'da bulgurluk buğdaya verilen isimdir. Yeni doğan bebek yedinci, yirminci ve kırkıncı gün yıkanır. Kırkıncı gün bebek hamama götürülür ve kırklanır. Bebekler kırkı çıkma dan gezmeye çıkarılmaz.
Kozan'da, çocuğun adını geçmişte aile büyükleri koymaktaydı. Ancak günümüzde anne ve baba isim koymaktadır.
Erkek çocuğu olmayanlar, kız çocuklarına "Döndü, Döne, Yeter" gibi isimler koyar. Çocuğu yaşamayanlar ise, yeni doğan çocuğuna Yaşar, Dursun gibi isimler koyarlar. Yine bu konuyla ilgili olarak bir inanç daha yaygındır. Çocuğu yaşamayan kadının koluna yedi demir parçasının birleştirilmesinden meydana gelen bir bilezik takılır.
Yörede çocuğa nazar değmesi durumunda da yapılan bazı uygulamalar vardır. Bunlar: "üzerlik otu tüttürülür ve çocuğun üzerinde gezdirilir, kurşun dökülür, nazarlık ve karaçalı takılır."
Kozan ilçesi ve köylerinde çocuğu olmayan kadınlar geçmişte hocaya gidip muska yazdırmakta, tekke ve türbelere ziyarete gidip adak adamakta ve halk hekimliği yapan kişilerin yaptığı ilaçları kullanmaktaydılar. Günümüzde ise daha çok doktora gidiliyor olmasına rağmen, geçmişteki uygulamaların halen yer yer sürdürüldüğüne rastlanmaktadır. Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi Kozan'da da erkek çocuk makbul sayılmaktadır. Oğlan çocuğunun ana-babaya bakacağı, kız çocuğunun ise ele gideceği düşüncesi hakimdir. Oğlan çocuğunun doğumu müjdeli olarak karşılanmaktadır.
Kozan yöresine ait doğum adetleri ile ilgili inanç ve uygulamalar incelendiğin de, görünüş olarak eskiye göre birçok uygulamanın değişikliğe uğradığı ya da yeni uygulamaların ortaya çıktığı görülmektedir. Doğum ile ilgili uygulamalarda görülen bu değişiklik, biçimsel bir farklılaşma olup, içerik halen korunmaktadır.

 

ASKERLİK

Türkler, millet olarak, tarih boyunca askerliğe ve askere büyük önem vermişlerdir. Askerliği ve vatan savunmasını kutsal bir vazife olarak telakki etmiş ve hatta Osmanlı'da asker ocağına "Peygamber Ocağı" denmiştir.
Bizim milletimiz belli bir yaşa gelmiş olan erkek evlatlarını vatanın savunması için "Peygamber Ocağı" ismini verdikleri asker ocağına seve seve göndermektedir. Türk milleti bilir ki, vatan, millet, bayrak ve hürriyet için mücadele kutsaldır. Bu uğurda ölmek ise şahadettir. Türk milleti tarih boyunca bu mefkure ile vatanına, milletine, dinine düşman olanlarla ve saldırıda bulunanlarla savaşmış, destanlar yazmıştır.
Bugün Kozan ve çevresinde, diğer yörelerimizde olduğu gibi, bu kutsal vazifeye gidecek olan gençlerimizi uğurlarken bazı inanışlar, uygulamalar ve adetler ortaya çıkmıştır. Bu adetleri kısaca belirtmeye çalışalım.
Askere gidecek genç bir hafta öncesinden itibaren hazırlıklarını yapar. Gitme günü yaklaştıkça, son günlerini arkadaşlarıyla birlikte geçirir, gülüp eğlenirler. Askere gitmeden bir gün önce de genç bütün akraba konu, komşu ve arkadaşlarıyla helalleşir ve vedalaşır. Bilinir ki asker ocağına gidip de dönmemek var. Son gün akşam tüm arkadaşlar toplanıp yemek yerler ve sohbet ederler. Akşamdan gece yarısına kadar, askerliğini yapmış olanlar hem askerdeki anılarını anlatırlar hem de yeni asker olacak gence nasihatlerde bulunurlar. Sabah olup ta yolculuk vakti gelince askere gidecek delikanlı anne, baba ve kardeşleriyle helalleşir. Genç ve annesi sarılıp ağlaşırlar. Anne oğlunun eline kına yakar. Bu adet Kozan ve çevresinde eskiden beri uygulanır. Bu Metle ilgili yöremizde şöyle bir hikaye anlatılır. Mehmet isminde delikanlının biri askere uğurlanırken, annesi tarafından avuç içine kına yakılır ve uğurlanır. Eğitim esnasında gencin elindeki kına, komutanın dikkatini çeker. Komutan Mehmet'i çağır tır ve bunun manasını sorar. Mehmet ise, kınayı annesinin yaktığını ve manasının ne olduğunu niçin yakıldığını bilmediğini söyler. Komutan ise, Mehmet'e izine gittiğinde bunun manasını annesinden sormasını ve öğrenmesini ister. Mehmet izi ne gittiğinde annesine sorar ve manasını öğrenir. İzin bitip asker ocağına döndüğünde, Komutanı, Mehmet'i tekrar çağırtır ve kına yakmanın ne anlama geldiğini öğrenip öğrenmediğini sorar. Mehmet ise şöyle cevap verir: "Komutanım, bizim kültürümüzde üç şeye kına yakılırmış. Birincisi, gelin olacak kıza kına yakılır. Kocasına kurban olsun diye. İkincisi, kurbanlık hayvanlara kına yakılır. Allah'a kurban olsun diye. Üçüncüsü ise askere gidecek gençlere kına yakılır, vatanına kurban olsun diye" der ve olayı anlatır. Komutan dinledikten sonra bu adetin inceliği ve manası karşısında gözyaşlarını tutamaz.
Anne, oğlunun eline kına yaktıktan sona oğlu ile son bir defa sarılıp helalleşir ve arkasından biraz su döker. Genç arkadaşlarının omuzlarında tezahüratlarla terminale kadar getirilir. Mesafe uzak ise arabalarla gelinir. Terminalde davul zurna eşliğinde halay çekip eğlenirler. Otobüsün hareket saati geldiğinde genç arkadaşlarıyla bir bir helalleşip, vedalaşır. Arkadaşları tarafından otobüse bindirilip uğurlanır.
Bazı kesimlerde bir gün öncesinde mevlit ve Kur'an okutma adeti vardır. Bu mevlitte bütün arkadaşlar, akrabalar, komşular toplanırlar gençle helalleşirler. Kozan ve çevresinde askere uğurlama genellikle bu şekilde yapılır.

 

KIZ İSTEME (DÜNÜR GİTME)

Bilindiği gibi insan yaşamının üç önemli geçiş dönemi vardır. Bunlar sırasıyla doğum, evlenme ve ölümdür. İşte bu geçiş dönemlerine kümelenen gelenek ve görenekler, o bölgenin kültürel değerlerinin büyük bir bölümünü oluşturur. Evlilik bu dönemlerden bir tanesidir.
Evlenme çağına gelen gençler, eşlerini eskiden olduğu gibi anne ve babasının isteğiyle veya kendi istekleri ile seçmektedirler. Genç erkek yaşantısını birleştireceği kızı bulduktan sonra durumu ailesi seçmemişse doğrudan doğruya annesine veya arkadaşları vasıtasıyla annesine bildirir. Annesi de çocuğun bu isteğini kocasına bildirir. Erkeğin ailesi çocuklarının bu isteğini olumlu karşılarsa, kız tarafı üzerinde etkili olabilecek birkaç kişi ile birlikte kızı istemeye giderler. Erkeğin ailesi kızı tanımıyorsa kız tarafını tanıyan bir kimse ile kimi zaman haber verilerek, kimi zamanda haber verilmeden kız görmeye gidilir. Kız beğenilirse başka bir gün yakın akrabalardan birkaç kişi kızı istemeye giderler. Kız ailesi durumu zaten anlar. Fakat yine de dünürcüleri beklerler. Dünürcüler de "Allah'ın emri Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istemeye, hısım-akraba olmaya geldik" sözleriyle tekliflerini yaparlar. Kızın ailesi, kızlarını vermek isterse 'Aramızda bir danışalım" derler ve dünürcülere ikramda bulunurlar. Eğer kızın gönlü varsa çayı veya kahveyi bizzat kızın kendisi ikram eder, yoksa annesine veya kız kardeşlerinden birisine yaptırır. Ayrıca, kızın gönlü var ise damat adayına "Bir daha içer misin" diye sorar. Başka bir gün aynı dünürcüler yine kız evine giderler. Tekliflerini tekrar ederler. Teklifleri kabul edilirse, en kısa zamanda söz kesilir. Söz kesmede kıza alınacak eşyalar liste halinde dünürcülere verilir. Söz kesilince "Şirinlik" denilen ağız tadı (lokum veya tatlı) yenir. Buna yöremizde "Tatlısını Yemek" denir. Orada bulunanların huzurunda istek listesi "Yedi Hacet" okunur.
"Yedi Hacet" yeni evlenenleri bilhassa erkek tarafını gerçekten mali yönden büyük sıkıntıya sokar. Mobilya takımı, tuvalet takımı, misafir odası takımı, mont, gelinlik, çay - kahve takımı, sandık ve ziynet eşyası (bilezik, küpe, tokalı, beşi birlik) vb. gibi...

 

NİŞAN

Söz kesildiği gün nişanın ne zaman yapılacağı tespit edilir. 0 tarihte etrafa haber salınır. Haberci ev ev dolaşarak, komşuları akrabaları davet eder.
Belirlenen tarihte davet edilen kimseler nişan için toplanır. Oğlan evi tarafından getirilen tatlı yenir. Tatlıdan sonra dua edilir. Dua bittikten sonra kadınlar kendi aralarında eğlenirler, erkekler sohbet ederler. Eğlence bittikten sonra kıza nişan takısı takılır. Oğlan, evinin kız için aldığı nişan hediyeleri getirilir ve gösterilir. Oğlan evinin kız için aldığı nişan hediyeleri şunlardır: Elbiselik, palto, mendil, çorap, iç çamaşırı, terlik ve ayakkabı ve çeşitli ziynet eşyalarıdır. Kız evi de karşılık olarak oğlan evine hediyeler alır.
Nişandan sona gidip - gelmeler iki taraf ailesinin anlayışına bağlıdır. Bazı aileler özellikle kırsal kesimlerde nişanlıları görüştürmezler. Şehir merkezinde ise durum tersinedir. Yeni nişanlıların birbirlerini tanımaları ve kaynaşmaları için birbirlerini görmelerine izin verilir. Oğlan, kız evine ziyarete gittiği zaman hediyesiz gitmez. Bu sıralarda düğünün tarihi belirlenir. Her iki aile için uygun olan bir tarih belirlenir. Kozan ve çevresinde nişanlar genellikle ilkbahar ile sonbahar arasında yapılır. Özellikle buğday hasat zamanından sonra Pazar ve Perşembe günleri yapılır.

 

ÇEYİZ

Kozan çevresinde genç kız on, on iki yaşında çeyizini dizmeye başlar. Her genç kızın bir çeyiz sandığı ve bohçasının bulunması adettir. Çeyiz işlenmeye başlanınca ilk önce bir bohça işlerler. Çeyize bununla başlanırsa kızın çeyizinin çok olacağına inanılır. Çeyiz gelin getirilme den bir veya iki gün önce oğlan evine getirilir, eşyalar yerleştirilir. Çeyiz getirme genellikle kamyonla yapılır. Halılar kamyonun kenarlarından sarkıtılır. Davulcular diğer çalgıcılarla kamyona biner; davul çalınır.
Bir kişi bayrağı eline alır ve elinden hiç indirmez. Şehrin içerisinde bir müddet davul zurna ile çeyiz dolaştırıldıktan sonra oğlan evine getirilir. Oğlan evi misafir odasını hazırlar. Kız giyimi ile ilgili eşyaların, elbiselerin kararlaştırılması ve alınması işi düğüne yakın bir zamanda yapılır. Kız ve erkek evinden birkaç kişinin katıldığı bu alışverişe genellikle kızın da iştirak ettiği görülür. Bu kesime halk arasında "Çeyiz Kesimi" denir. Masraflar erkek tarafına aittir. Erkek evi ayrıca çeyiz kesiminden sonra alışveriş sırasında orada bulunanların hepsini yemeğe davet eder.
Gelinin yüzü ve kıyafeti köylerde sadedir. Gelinin yüzüne bir tül örtülür ve başına gelinlik tacı konulur. Yüzüne kırmızı duvak örtülür. "Gelin Göçürmek" dağ köylerinde yakın tarihe kadar, çeyizi ile birlikte at ile yapılırdı. Fakat bu adet yerini, yavaş yavaş arabaya bırakmıştır. Düğünden birkaç gün önce gelinin çeyizi oğlan evine merasimle getirilir. Düğünden sonra ise gelinin çeyizi serilir, oğlan evi tarafından görülür. Buna "Çeyiz Serme" veya "Çeyiz Görme" denilir.

 

DÜĞÜN

Köylerde düğünler adetlere göre yapılmasına rağmen ilçe merkezinde adetler yavaş yavaş kaybolmaktadır. Özellikle bazı adetler şehir merkezinde terkedilmiştir.
Düğünler köylerimizde Perşembe günü başlar ve Pazar günü son bulur. Şehirler de ise çoğunlukla düğün salonlarında yapıldığı için bir gün içinde yapılır. Şehir merkezinde ve köylerde düğünlerden bir gün önce kına gecesi tertip edilir.

 

Düğünle İlgili Örf ve Adetler

Okuntu

Düğün sahipleri yani her iki taraf da düğün gününü belirledikten sonra davetiye bastırırlar. Her iki taraf bu davetiyeleri (okuntu) hısım, akraba, konu - komşu kısaca tanıdıklara dağıtmak suretiyle, onları düğüne davet eder. Köylerde ise bu davetiyelerin yanında bazı hediyeler de verilir. (bardak, fincan, havlu, çorap vs. gibi.)

Bayrak Dikme

Düğünün ilk günü öğle üzeri bir yaşlı kimse "Evliler, ergenler izninizle" der ve salavat getirir. Bunu üç defa tekrarlar. Orada bulunan topluluk "izin senindir" derler. Böylece bayrak, yaşlı kimse tarafından oğlan evine dikilir.
Bu arada erkek tarafından düğüne gelenlere kenarları işlemeli mendiller dağıtılır. Çalgıcılar da "Çaba yaparak" bahşiş alırlar.
İlçemizin birçok köyünde bayrak "İstiklal Marşı" ile çekilir ve dua okunur. Bunu takiben bir el silah atılır. Bu silah, bayrak ve milletimizin birliği, ebediliği içindir. Ayrıca kuvvet sembolüdür.

Kına Gecesi ve Kına Türküleri

Gelinin evindeki son gecesinde, kız evine kadınlar toplanarak eğlence tertip ederler. Davul, zurna veya "deplek" eşliğinde oyunlar oynanır. Gelinin eline yatsı vakti kına yakarlar. Gelme kına yakılırken dağıtılan "kına çerezi" yenilir. Çerez, kuru üzüm, ceviz, leblebi ve şekerden ibarettir. Kına merasimi şehirde ve köylerde değişiklik arz etmekle beraber türküsü aynıdır. Kına bir tepsinin içine konur ve üzerinde mumlar yakılır. Kınayı kocası ölmemiş tüm kadınlar hazırlar. Gelin bir sandalye üzerine oturtulur, ellere kına yakılır sonra kadınlar solo halinde gelinin başında kına türkülerini söylemeye başlarlar. Özellikle yanık sesli kadınlar, kına türkülerini söylerler. Kına türküleri gelin ağlayıncaya kadar devam eder. Gelin ağlayınca kına yakma işi biter, tepsinin içindeki kınalar genç kızlara dağıtılır. Bunun manası, "darısı genç kızların başına olsun" demektir. Sonra eğlence saat 23.00- 24.00'e kadar devam eder. Çalgılar çalınır, oyunlar oynanır. Böylece kına gecesi sona erer.
Kozan çevresinde söylenen kına türküleri şunlardır:

Kız anası kız anası
Başına mumlar yanası
Kız kınayı yaktırmıyor
Hani bunun öz anası
Tuz torbası tuzsuz kalsın
Anam evi ıssız kalsın
İşte bende gidiyorum
Anacığım kızsız kalsın
Dağdan indim düze ben
Diken oldum göze ben
İşte bende gidiyorum
Daha gelmem size ben
Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
İşte geldim gidiyorum
İki gözün kör olası
Çattılar ocak taşını
Vurdular düğün aşını
Çağırın gelsin kardeşini
Vursun kemerin kaşını
Şu görünen ekin mola
Ekin değil burçak imiş
Kız anadan ayrılması
Yalan değil gerçek imiş

Gideyim elinizden
Kurtulayım dilinizden
Yeşil başlı ördek olsam
Su içmem gölünüzden
Baba ekinin bitti mi?
Kardeş ekmeğin arttı mı?
İşte koyup gidiyorum
El kızı keyfin yetti mi?

 

Kına Cezası

Oğlan evinden kız evine kınacı gidenler kolay kolay kız evine giremezler. 0 gün için kız evi, oğlan tarafına şaka mahiyetinde birkaç ceza verir. Kınacılar yolda durdurulur ve bir ağacın yüksek yerindeki bir sırığa geçirilmiş soğanı tabanca ile vurmaları istenir. Şayet oğlan tarafı soğanı vuramaz ise kız evi onlara istediği cezayı verebilir. Tabi, oğlan tarafı bu soğanı vurmayı bir şeref meselesi yapar. Bunun için iyi nişancılarını kullanırlar.
Ayrıca kınacılardan biri tıraş edilmek istenir. Berberin bıçağı et satırı, havlusu telis, fırçası at kuyruğu, pudrası ise küldür. Kınacı tıraş olur ya da para cezasına razı olur. Karşılıklı şakavari konuşmalar kınacının para vermesiyle sonuçlanır.
Bu gibi oyunlarla neşe ortamı oluşturulur. Düğüne canlılık katılır.


Seğmen Alayı (Seğmen - Yenge)
Çoğunlukla perşembe günü başlayan düğünün son günü pazara rastlar. Pazar günü davul, zurna eşliğinde düğün alayı gelini almaya giderler. Gelin almaya giden kadınlara "Yenge", erkeklere "Seğmen"adı verilir. Gelin almaya gidenler, gelirken mümkün olduğu kadar aynı yoldan dönmezler.
Gelin evden çıkarken erkek kardeşi tarafından beline kırmızı kuşak bağlanır. Bu kuşak üç defa boşa çevrilir. Sonunda bağlanır. Erkek kardeş, elini öpen kız kardeşinin alnından öper ve ona ziynet eşyası takar. Kuşağı bağlar bağlamaz kapıyı örter gelini vermek istemez. Gelin içeride kendiside kapı önündedir. Gelini zorbalıkla alamayacağını anlayan oğlan tarafı bahşiş, hediye vererek kızın erkek kardeşini yola getirirler. Gelin, eskiden süslü bir ata bindirilir iken şimdi ise, süslenmiş bir arabaya bindirilmektedir. Ayrıca geline yardımcı olarak giden yengeler de gelinin yanında bulunurlar. Bu arada silahlar patlar, gelin alayı türkülerle yola çıkar.

 

Gelin İndirme

Gelin, oğlan evine geldiğinde arabadan inmeden güveyin yakınları geline hediyeler verir. Buna "İndirmelik" denir. Bundan sonra akrabalar ve davetliler tarafından bir yardım olması düşüncesiyle "Darısı oğluna kızına" diyerek, para, altın, çeşitli eşya, elbise gibi şeyler verirler. Buna ise "Kırkım Merasimi" denir.
Bazı köy adetlerine göre gelininin kucağına bir tabak konur. Oğlanın hısımları tabağın içine ekseriya para koyarlar. Bu merasim bittikten sonra oğlanın annesi elinde tabak gelininin başına arpa, şeker, leblebi karışımı bir çerez atar ve bundan sonra gelini arabadan indirirler.

Damat Tıraşı

Güvey tıraş olmak üzere dışarı çıkar. Sağdıçları ile birlikte, berberin düğün mahallinde hazırladığı masaya gelir ve tıraş başlar. Bir taraftan güvey tıraş olurken Dışarıda hazır bulunanlardan biri masa üzerindeki berberin kolonyasını alıp orada bulunan davetlilere ikramda bulunur. Kolonyanın karşılığı olarak bir miktar para masaya bırakılır. Bu esnada berber, güveyi güzelce tıraş etmiştir. Buna "Damat Tıraşı" denir.

Sağdıç

Sağdıç, güveyin en yakın iki arkadaşıdır. Genelde sağdıçların biri evli diğeri ise bekar olur. Gerdek gecesi, güveyin tıraş olması, elbiselerini giymesi ve camiye gitmesinde güveye eşlik eden ve namaz dönüşü gerdeğe girinceye kadar güveyi evine götüren, topluluk içindeki bekarların şaka hücumu ve hırpalamalarından koruyan ve güveyin kollarına girmek suretiyle yanında yürüyen iki arkadaşına "Sağdıç" denir.

Geline Övgüler

Gelin oğlan evine geldikten sonra, oğlan evinin yakınları, yakın komşular düğün evine toplanır ve eğlenir. Bir ara gelini ortaya alarak onu öven türküler söylerler.

Gerdek Gecesi

Bu övgülerden sonra imam nikahı kıyılır. Kozan ve çevresinde sağdıçlar, güveyi yatak odasının kapısına kadar getirirler. Kapının eşiğine bir fincan konur. Bu fincan erkek evinden kınacı giden bir kişi tarafından çalınmak istenir. Fakat kız evi fincan çalınmasın diye fincanlarını önceden alırlar. Yahut da kız evi fincan çalınmasın diye beklerler ya da kendileri çalarlar. Güvey, bu çalınan fincanı bir tekme ile vurarak kırar, bunun üzerine sağdıçlar da güveyin sırtına yumruk vurarak gerdek odasına iterler. Daha sonra sağdıçlar dua ederek oradan ayrılırlar.

Baş bağlama

Düğünden bir gün sonra veya hemen ikinci günü gelinin başı bağlanır ve mevlit okutulur. Tanıdıklar hediyeler getirirler. Oğlan evi üçüncü gün yeni evlileri kız evine el öpmeye götürürler. Kız evi damada genellikle bir yüzük takar kıza da istediği bir şeyi takar. Bir hafta sonra gelinin anne ve babası erkek evi tarafından yemeğe davet edilir. Bu davetten sonra erkeğin ve gelinin yakınları yeni evlileri yemeğe davet ederler.

Çeyiz Görme

Düğünden birkaç gün önce oğlan evi ne getirilen çeyiz, düğünden sonra, isteyenler tarafından görülür. Buna "Çeyiz Görme" denir.

 

DÜĞÜN OYUNLARI

Kozan ve çevresinde adet olan düğün oyunlarından bir kısmı hemen hemen unutulmuştur. Yörede bilinen düğün oyunlarından en dikkat çekici olanlarını kısaca tanıtalım.

Güreş

Düğünlerde karakucak güreşleri en sevilen milli oyunlar arasındadır. Karakucak güreşlerinin başladığı anda davul Köpoğlunu çalar kız evi tarafından güreşe bir hediye konur. Güreşi kazanan pehlivana bu hediye verilir.

Halay

Bu oyundaki kadınlar, giyimi eski Türk kıyafetlerindeki inceliği ve güzelliği yansıtır. Kadınlar üç etek giyerler. Ayrıca bir zıbın ve ipekli kodnudan gömlek giyerler. Ayaklarında yollu şalvarlar bulunur. Ayakkabı olarak kıvrık bir edik giyerler. Er kekler ise şalvar giyerler ve üzeri ne Trablus Kuşağı bağlarlar. Ayaklarında sı yalı köseleden yapılmış ince, bağlamalı bir mest bulunur. Bu kıyafetlerle davul zurna eşliğinde halay çekerler. Ayrıca oyun esnasında türküler söylerler.
Halay oyununda söylenen türkülerden bir örnek:
Anaca kuyu kazdım
Toprağı kana benzer
Yenice bir yar sevdim
İspir doğana benzer
Aman aman pamığım
Sarıp sarmaladığım
Ellere destan olmuş
Benim sana yandığım
Köy düğünlerinde davulla halay çeken delikanlılar halay sırasında birer kıtasını hep beraber söylerler ve sonunda içlerinden bir tanesi "atalım atalım" diye bağırır. Diğer delikanlılar cevap olarak "Nereye" diye bağırırlar. Hep birlikte "Sevdiğinin kucağına" diye bağırırlar ve halaya yüksek tempoyla devam edilir. Ayrıca, düğünlerde değişik yörelerimize ait halay türlerini de görmek mümkündür.

Sinsin

Gündüz gelin almaya gidilirken cirit oynanır. Geceleri düğün evinin önünde veya büyük bir meydana yüksek bir yerde sırığa oturtulmuş ve kalın çemberlerden yapılmış bir sepette yakılan çıralı odunların ışığı ve alevi etrafında dönmek ve atlamak suretiyle milli oyunlarımızdan Sinsin" oyunu oynanır. Fakat, bu oyunlar günümüzde oynanmamaktadır.

Tura Oyunu

Onar ve yirmişer kişilik ekipler, düz bir alanda karşılıklı yer alırlar. Her gruptan iki kişi birbirinin elinden kayış veya mendil içine taş doldurarak hazırlanmış bir sopa olduğu halde süratle birinci ekibin bulunduğu yerden hareket ederler. Elinde lastik bulunan kişi yetişebildiği yerde diğerine vurur. Dayak atma işi karşı ekibin bulunduğu yerde son bulur. Diğer ekibe gelince durum değişir. Elinde sopa bulunan başkası çıkar, daha evvel sopa atarak gelen kişi kovalamaya başlar. Yetiştiği yerde ensesine kırbaç vurur. Karşı ekibe varınca bu diğeri çıkar dayak atanı kovalar iyi koşan az dayak yer. Bu şekilde oyun devam eder. Oyun oynanırken davul zurna çalınır. Oyun bir - iki saat devam eder. Bu oyunda yavaş yavaş terk edilmektedir.

 

ÖLÜMLE İLGİLİ İNANIŞLAR

Kozan ve civarında ölümle ilgili inanç ve uygulamalar diğer bölgelerden pek farklı değildir.
Bir kimse ölümcül şekilde hastalanır veya yaşamasından ümit kesilirse, ölmeden önce bir imam bulunur. İmam bulunmaz ise Kur'an okumasını bilen birisi çağrılır. Hastanın başucunda "Yasin-i Şerif" okunur. Hastanın imanlı bir şekilde ruhunu teslim etmesi için yanındakiler alçak sesle şahadet getirirler. Hasta bu şahadetleri duyunca tekrar etmeye başlar.
Hasta ölünce önce elbiseleri çıkarılır. Üzerine büyük bir bez örtülür. Ölü sırt üstü yatırılır. Elleri yana bağlandıktan sonra gözleri kapatılır ve çenesi bir bezle bağlanır. Böylece ölü yıkanmaya hazır hale getirilir.
Ayrıca, Kozan ve civarında bir kimse öldüğü zaman herhangi bir camiden "Sela" verilir. Ölenin kimliği herkese ilan edilir. Cenaze yıkandıktan sonra kefenlenir. Kefen erkeklere üç kat, kadınlara beş kat olarak kesilir. Birinci kat ayaktan tepeye kadar kesilir. İki tarafı birbirine kavuşacak şekilde çadır biçiminde cenaze sarılır. İkinci kata; erkek cenazelerin diz kapağı ile göğüs arasını örter. Kefenin ucu boğazına geçirilir. Diğer katlarda sarıldıktan sonra cenazeyi kefenleme işi biter.
Kadınlarda ise, kefen topuklar ile boğaz arasına sarılır. Kefenin iki tarafı ayak altı ve baş üstünden itibaren bağlanır. Kadınların kefenlerinin erkeklerinkinden farklı olarak göğüs ve baş örtüsü bulunur.
Cenaze böylece kefenlendikten sonra camiden bir tabut alınır, ceset tabuta konur. Öğle ya da ikindi namazından sonra cenaze el üstünde taşınmak suretiyle "Allah Rahmet Eylesin" sözleri ile mezar lığa götürülür. Ölü daha sonra musalla taşına konur. Burada cenazeye "telkin" denen dualar okunur. Cenaze namazı kılındıktan sonra ölü defnedilir. Bütün işler bittikten sonra cemaat mezarlıktan yavaş yavaş dağılır.
Önceden mezara çelenk koyma adeti yoktu. Günümüzde ölen kişi gelinlik kız veya nişanlı ya da erkek delikanlı ise mezarının başına bir bayrak veya kırmızı renkli eşarp gibi şeyler dikilerek konmaktadır. Ölen yeni gelin ise cenazeye kızın gelinliği de örtülür. Bundan gaye; kızın çok genç yaşta ve en mutlu gününde öldüğü; hayata doymadığını belirtmektir.
Şehirde cenaze çıkan eve komşuları ve akrabaları birkaç gün yemek gönderirler. Köylerde ise cenaze evinde koyun veya keçi kesilir. Halk mezardan dönünce birlikte yemek yenir. Sofra ortada iken Kur'an okunarak ölünün ruhuna bağışlanır. Aynı zamanda mevlit okunur. Yemekten sonra hısım, akraba orada kalarak ev sahibinin (ölü sahibinin) üzüntüsüne ortak olunur. Cenazenin haftası, kırkıncı günü ve yıl dönümlerinde yemekli mevlit okutulur.